Pazar, Ekim 29, 2006

bir dakika...

2Yazılarınızı arada bir blog'unuzdan ve akşam gazetesinden okuyorum. Eğitiminiz ve iş tecrübenize diyecek yok. Sanırım Serdar Turgut da bunlardan etkilenerek sizi gazeteye aldı. Öte yandan ukala ve yukarıdan bakan tutumunuzu da kendine yakın bulmuş olabilir. Bazı yazılarınızda bu rahatsızlık verici bir boyuta yükseliyor. Siz her şeyi bilen, en doğrusunu yapan entelektüelsiniz başka kadınlardan farklısınız, sıradan bir eş ve anne değilsiniz hep bunları öne çıkarmaya çalışıyorsunuz. İnsan şöyle düşünmeden edemiyor: evde oturmaktan rahatsız oluyor herhalde. 'bakın ben diğer ev kadınları,eşler ve anneller gibi değilim, okuyorum, düşünüyorum, yazıyorum çok aktif ve faalim ama o kadınlar gibi ahşap boyama, takı tasarımı örgü gibi şeylerle ilgilenmiyorum. lohusa arkadaşı ziyarete giderken terliklerimi değil defter ve kalemimi çantamda taşıyorum vs,vs,vs. En son Prag ile ilgili yazınızda: "Dolayısıyla Kafka Müzesi'nin açılmasını merakla bekleyen tek Türk de ben gibiyim ya da lobide tanımadığım diğer Türklerle en iyi kristalin nerede satıldığını konuşmayan Mavi bir vazo alıp da rengini tam olarak apliklerine uygun bulmayan kadınlarla ne konuşabilirim ama değil mi? 'Kafka'nın babasına yazdığı mektuplardan biri 'Senden neden korktuğumu sormuşsun...' diye başlıyor, 'Ne acıklı değil mi?' desem, ne derler bana acaba?" gibi düşünceler görünce bende fikrimi yazmaya karar verdim. Emin olun Kafka'yı bilen tek Türk siz değilsiniz. Hem Kafka okuyarak ve bir iki alıntı yapmakla anlaşılsaydı keşke. Halk sözcüğünü kullanmaktan hoşlanmam çünkü herkes kendini onun dışında tutarak halk der- biraz küçümseme barındırır her zaman- o yüzden bu terimi kullanmayacağım. Kendinizi diğer kadınları küçümseyerek yükseltemezsiniz. Daha mütevazi ve kendinizi ön planda tutmayan yazılar yazarsanız bence zaten farkınız anlaşılır.'

bir dakika...
ben bir kere aktif bir kadın değilim...aksine pek tembel ve asosyal bir kadınım...
çok şahane bir anne falan değilim. kitap okuyarak ya da yazı yazarak oyun saatlerinden çaldığım oluyor... birçok şeyi yanlış yapıyorum hatta, bunun sonuçlarını da her allahın günü yaşıyorum hayatımda, detayları yazamam ama inanın her şeyi doğru değil, kesinlikle yanlış yapabiliyorum.
edebiyatı, sinemayı severim ama bunlar beni entellektüel yapar mı bilemem, bunu hiç iddia etmedim hayatım boyunca.
konuşarak anlaşmayı pek beceremem, yazarım ama...
her şeyi en iyi ben bildiğimi asla iddia etmem, çünkü bilmiyorum... belki de hiçbir şey bilmiyorum.
ahşap boyayamam, becerikli değilim... o yüzden gitmiyorum böyle kurslara. sabırsızım bir kere, hemen bitsin isterim.
lohusa birine giderken çantamda kalem kağıt olması hakikaten ne götürmem gerektiğini bilmememden kaynaklanıyor. öyle yetiştirilmedim, sonra da merak etmedim...
diğer kadınları küçümsemek mi çıkıyor o yazıdan? sanmıyorum... sadece hayata başka pencerelerden baktığımızı düşünüyorum, belki de iyi olan, sağlıklı olan onların penceresidir. hiçbir kadını küçümsemiyorum, küçümsemek bana göre değil... ben yeterince küçüğüm, kimseyi daha küçük göremem...

ve kafka elbette bir iki alıntıyla anlaşılmaz. bunu da mı iddia etmişim sizce yazıda?

8 yorum:

Elif dedi ki...

neden insan kendiyle gurur duymamalı bilmiyorum, neden eleştirdiğimiz kadınlar olamasın ki...veya insanlar...

ben ece arar ın bloglarını cok begeniyorum, samimi ve güzel yazılar...kitap okuyorsa evet Türkiye gibi bir ülkede büyük çoğunluk okumazken kendiyle gurur duymalı insan, kolaya kaçmak varken...ben hic bir yazıda başkalarını hakir gören bir tavır izlemedim...hayretle okudum, ben mi göremiyorum, yoksa kıskanç veya depresif biri mi yazmış diye. İşte bizim de en büyük sorunumuz bu galiba, Orhan Pamuk nobel ödülü aldı, ortalık ayaşa kalktı. Şimdi Cem Yılmaz ın nasıl taşlandığını izliyoruz. Niye başarıyı ödüllendirmeyi, yüreklendirmeyi bilmiyoruz ki biz!

Yine de saygı duymak lazım tabi; sevgili ece arar, yazdıklarını takip etmeye çalışıyorum, iyi ki varsın :)

vintage biscuit dedi ki...

bi insan sevmedigi veya bu denli biriktigi birine üşenmez kafada bunları nasıl kurar ** sonra üşenmeden nasıl bunları yazar***
aklım almıyor bunlara

benım bloguma bu yonde cok saldırı oldu ** denk geldıysen gormussundur ** hala da devam etmekte **ve veriler şunu gösteriyor beni yerden yere vuran isimler beni en çok okuyan ve gün içinde tıklayan isimler **sitemeter öyle söylüyor ** bu şu demek oluyor aslında belkide karşısında ki gibi olmak isteyip ** bu isteğinin zamanla sinir olmaya dönüşmesi **ve bunun artıp artıp dışa vurum haline gelmesi ** yani karşıda ki insana bunu yazılı olarak belli etme * nasıl bı hırsla yazılmış farkındamısın * aslında o olmak istediği şeyleri kusmuş farkında olmadan * bazen hırs öyle öne çıkar ki bilinç altını salar ve kusturur * bu arkadaşta seni yazarken kendi hayallerini atmış ortaya

bu tür çıkışlar yapma gereği duyanlar satır satır okuyorlar aslında ** hayatınla ilgili her ayrıntıyı kaçırmamış ve hepsini okumuş **madem sen ukala sın neden sayfayı kapatmıyor ** kapat geç *** kimse kimseye silah dayatıp okutturmuyor zorla ** neden sayfayı geçmek yerine bunu yazılı hala dönüştürmek * aylarca bunun savaşını verdim * okumayın beni dedim * sevmiyorsan okuma **

ece cim senin cevabına bayıldım ***o kadar sakin ve o kadar anlamlı olmuş ki aslında * eminim karşı taraf daha farklı bi çıkış bekliyordu aynen kendi uslubu gibi ** sen farkını bu cevapla ortaya koydun bence ** farkını diyorum farkındaysan ***

Adsız dedi ki...

laf anlatmanın anlamı yok karşıda anlamayan insanlar olunca. 'ececim, harikasın'gibi şeyler yazmadığım için taşlanıyorum tabii. dar çevredesiniz elif ve vintage biscuit ve eleştri tarihinden de haberiniz yok. asıl taşlananlar yağcı olmayanlardır. daha bir şey yazmayacağım size. kimseyi kıskanmama gerek yok. hele blog'cuları hiç. eceyi sevmiyor filan değilim tanımıyorum ki. sadece yazdıklarıyla ilgili yorumlarda bulundum destekleyici blogcular.

SİYAH İNCİ dedi ki...

Hoş geldin Ece, Prag seyahatinin iyi geçtiğine sevindim,öpüyorum seni, kızını da tabi, hoşçakal.

bocuruk dedi ki...

Bilmiyorum ben yanlış mı algıladım ama bu eleştiri yapıcı bir eleştiri gibi geldi bana. Yanlış ifadeler de yok değil. Ama son cümle aslında seni beğendiğini ve farklı bulduğunu ifade etmiyor mu? Suna Kıraç'ın kitabında onun hayat felsefelerinden biri şöyle anlatılıyor. "Eleştiren değil eleştirilen olmayı seçtim. Tüketen değil, üreten olmayı ve böylece de eleştirilere maruz kalmayı seçtim." Demek ki sen eleştirilen tarafta olmakla zaten farklısın. Umarım yanlış düşünmüyorumdur. Ürettiklerinin artması dileklerimle.

Sevgiler...

Dilem B. dedi ki...

ece hanimi severek takip ettiğimi daha öncede yazmistim hatta hatta yeni bebegim oldugu icin kendsinden gazetede yazdigi gunleri yazmasini istedim ki aksam.com.tr den rahatca bulabileyim

ama bu gibi elestirilere sogukkanli ve objektif yaklaşmakta fayda oldugunu saniyorum.bizi her elestirene kafa kol girersek (ece hanim sizin tavrınız tam olarak bu değil tabii ki:) bir süre sonra geribildirim almamaya baslarsinizki ve bu ne kadar iyi bir sey dusunmek lazim
ve her haksiz elstiride bir haklilik payi vardir yada olabilire inanirim (kesin var demiyorum dikkat ederseniz)

diger taraftan elif hanima da biraz yavas gelmesini tavsiye ederim ece hanimi Orhan Pamuk ya da cem yilmaz ile karsilastirmaya kalkinca :)))
iste kastettigim bu
zaman gectikce insanlar sizi sevmeye baslar ve belki de ihtiyaciniz olan elestirilerin yerini, seni sefiyorum ece ler alir :)))
gene de elif haniminda gonlunu alarak noktalayim:,
Bir gun Nobel almaniz temennisi ise ece hanim :)
...

ayşen dedi ki...

merhaba, eleştiriyi yazan arkadaşa katılıyorum, yazılarınızda bir aşağılama tonunu ben de hissediyorum.
ayrıca sizi korumaya çalışanların eleştiriyorsan okuma demesi de "ya sev ya terket" tarzı basit bir bakış açısı bence. sınırlı psikoloji bilgisiyle her eleştiri yapanı kıskanç, depresif, bilinçaltından fışkıran hasedi ortaya kusan manyaklar olarak görmek de bana pek sağlıklı gelmedi.
sonuç olarak eleştiri insanın gelişmesini sağlar, gözden kaçırdığı noktaları farketmesine yardımcı olur. kendimizi objektif değerlendirmemiz çok zor. her zaman başkalarının bakış açısına ihtiyaç duyarız bence.
sevgiler...

Water lily dedi ki...

Ece Hanımı bloğundan önce kitaplarından daha sonrada yazılarının yayınlandığı bir web sitesinden takip etmeye başlamıştım.Yazım tarzı hoşuma gidiyor.Samimi olduğuna da şüphem yok ama sadece Ece Hanım değil diğer blogları da okurken benzer düşüncelere kapılıyorum arada acaba bu kadar kitap okumaya film izlemeye gezmeye dolaşmaya vakit ve nakit nasıl buluyolar acaba doğrumu yazdıkları yoksa olmadıkları bi insan gibimi kendilerini yansıtıyorlar diye düşünmüşümdür.Çok rahatsız olursam okumam neticede seçme şansım var yazanında adı üstünde kendi bloğu ister doğru yazar ister yalan