bir günlüğüne eve geldik. yüzüyoruz, dondurma yiyor, kitap okuyoruz.
her şey yolunda...
favori kitaplarınızı not alıyorum...
hatta bana sizi en çok etkileyen, en beğendiğiniz birkaç kitabı da yazar mısınız, "bunu insan okumazsa olmazzzz" dediklerinizi?
benim bu anlamda ilk kitabım yusuf atılgan'dan aylak adam'dır.
biri jose saramago'dan bütün isimler'dir.
aslı erdoğan- kabuk adam, latife tekin- berci kristin çöp masalları, şebnem işigüzel- çöplük de olmazsa olmazlarımdan...
bu arada;
d&r bir kampanya yapmış. bir sürü kitap 4 lira. benimkini de koymuşlar. kendime aldım bir tane!
görüşmek üzere
Cuma, Temmuz 03, 2009
Perşembe, Haziran 25, 2009
küçük şeyler
ayça şen'in kitabını alamadım hala. çok aklımda.
yazın neler okuyacağım? başka şeyler de almam lazım. kitap önerileri olan?
iki dergi birden yapıyorum şu an. ikisi bitince biraz ferahlayıp yazlığa gidebilirim gibi. gidemiyorum...
elvin'in tatildeki ilk iki haftası dolmak üzere. dolu dolu geçti. yazlığa gitmedik belki ama antalya tatili vardı. sonra burada ananesiyle lunaparka, benimle bir sürü yere gitti. sıkılmaya vakti olmadı yani.
ayrıca sıkılsa ne olacak değil mi ama? biz küçükkken evde sıkıntıdan patlar, ama bu sebeple kendimize oyunlar icat ederdik, olmadı uçuşan tülleri izler ama of pof demezdik. anamız babamız çıkartırsa dışarı çıkardık işte... kıyameti koparmazdık.
ben yemek kitapları biriktiriyorum, biliyorsunuz değil mi? arada sırada çıkarır bir tarif yaparım kitabın birinden. ama uğurlu mudur, ölçüler bir tek onda mı tamdır, güler abla bu işin asıl piri midir bilemeyeceğim... güler ablanın mutfağından diye bir kitap var bende, yıllar önce aldığım. basit, günlük yemekler, üç beş kurabiye, kek tarifi olan çok sade, iddiasız görünümlü bir kitap. ama sadece ve sadece güler ablanın kitabından yaptığım her şey AŞIRI lezzetli oluyor. bir yerde bulursanız alın olur mu, deneyin, bana da haber verin sonra...
yazın neler okuyacağım? başka şeyler de almam lazım. kitap önerileri olan?
iki dergi birden yapıyorum şu an. ikisi bitince biraz ferahlayıp yazlığa gidebilirim gibi. gidemiyorum...
elvin'in tatildeki ilk iki haftası dolmak üzere. dolu dolu geçti. yazlığa gitmedik belki ama antalya tatili vardı. sonra burada ananesiyle lunaparka, benimle bir sürü yere gitti. sıkılmaya vakti olmadı yani.
ayrıca sıkılsa ne olacak değil mi ama? biz küçükkken evde sıkıntıdan patlar, ama bu sebeple kendimize oyunlar icat ederdik, olmadı uçuşan tülleri izler ama of pof demezdik. anamız babamız çıkartırsa dışarı çıkardık işte... kıyameti koparmazdık.
ben yemek kitapları biriktiriyorum, biliyorsunuz değil mi? arada sırada çıkarır bir tarif yaparım kitabın birinden. ama uğurlu mudur, ölçüler bir tek onda mı tamdır, güler abla bu işin asıl piri midir bilemeyeceğim... güler ablanın mutfağından diye bir kitap var bende, yıllar önce aldığım. basit, günlük yemekler, üç beş kurabiye, kek tarifi olan çok sade, iddiasız görünümlü bir kitap. ama sadece ve sadece güler ablanın kitabından yaptığım her şey AŞIRI lezzetli oluyor. bir yerde bulursanız alın olur mu, deneyin, bana da haber verin sonra...
Pazartesi, Haziran 22, 2009
antalya'dan bildiriyorum
aslında döndüm ama başlık güzel oldu:)))))
Antalya, İkoncanlar, Bikiniler
Tam Antalya’ya gidilecek zamanmış. Söylemek lazım, Rixos Sungate deli bir otel. Odanızın önünden havuza girmek süper bir lüks. Ayrıca Eda Taşpınar Rusların yanında sönük bir ikoncan. Hayatımda giymediğim kadar topuklu ayakkabılarla havuz ve deniz kenarında dolaşan kadınlar gördüm, saçlar başlar yapılı, aksesuarlar, pareolar yerli yerinde…
Bir de yanlarında aynen kendileri kadar şık giydirilmiş çocuklar… Nasıl oluyor da oluyor anlamak mümkün değil… Yanlarında bakıcı falan yok. Ama kadınlar ultra şık, çocuklar banyo yapmış, saçlar taranmış, tokalar takılmış, en şahanesinden giydirilmiş. Sanki gerçek değil de bir dergi fotoğrafı gibi gezen uzun bacaklı, sarışın ve topuklu kadınlar ve dünya güzeli çocuklar.
Bizim Türklere gelince, sayıları pek azdı. Henüz Türkler tatile çıkmamış demek. Ama hiçbirinin Rus ikoncanlarla yarışması mümkün değildi. Bir kere kimsede o kadar uzun bacak yok, oradan başlayın, gerisi geliyor. Bir de tabii her zamanki gibi bizim çocukların yemek yesin diye peşlerinde koşturuluyordu. Yok, bizimkiler dergiden fırlamış gibi değildi…
Rus ikoncanlara bakarak şunu söyleyebilirim; deniz kenarında da alabildiğine topuklu giyeceksiniz. Şifonumsu bir elbiseniz olacak. Mayo falan giymek yok, illa bikini. Tek omuzlar almış başını yürümüş. Altı başka üstü başka bikini giyen yok; o moda ya bitmiş ya Ruslar beğenmemiş. Gözlükleriniz illa kocaman olacak, kolunuza bilezik şart. Kalın bir şeyler olmasında fayda var, e tabii bikininizle de uyumlu olacak. Yüzünüzde ciddi bir ifade olacak, bu da hiç bozulmayacak. Öyle insani duygular sergilemek yok, gülmek, gülümsemek falan duruşu bozuyor. Çok dik duracak, öyle sürekli oradan oraya yürüyeceksiniz. Bir kitabınız olacak, güneş kremleriniz, şapkanız, süper bir plaj çantanız. Tamam o zaman…
Yalnız Eda Taşpınar’ı çok da es geçmemek lazım. Geçen gün televizyondaki programını izliyordum. Bir kere içten görünüyor, olduğu gibi. Bunun yanı sıra kendi, bikinilerini yapıyormuş ki çok takdire şayan bir durum. Kimsede olmayan bir şeyleri giymek iyi fikir. Mesela dericilerden yılan derisi almış; bundan bir üst yaptırmış, yanına lastik diktirmiş tamam. Süper şık görünüyordu. Bir de birkaç boxerdan bikini yapmış. Yine kestirmiş biçtirmiş, yanlarına ipler taktırmış. Takdir etmeden geçemedim. Beğendim, on puan verdim.
Tabii herhalde vakit bol kendisinde. Biz burada yaz günlerinde üç beş günlük bir kaçamak yapmak dışında pek vakit bulamıyoruz başka şeylere. Değil bikini yapmak, bikini giymek bile hayal… Evet, yazın gelmesiyle fazla kilolardan benim de şikâyetçi olduğum yıllar geldi işte. Bir doğum günü kutlamasının ardından bikini giymek için birkaç kilo vermem gerektiğini fark etmiş bulunuyorum. Eda Taşpınar’ın benzersiz bikinilerine, Rus ikoncanların topuklu ayakkabılarına ve yürüyüşlerine çok uzak bir gezengende yaşıyorum. Ya da bana öyle geliyor. Sahiden “ayrı dünyaların insanıyız” diye bir şey var.
Onların gezegeninde zannedersem hayat pek keyifli. Bikini yap, alışverişe git, güneş kremi sür. Bizim gezegende hayat pek öyle değil. Olsun, onlar yapsın, biz yazalım. Nihayetinde işimiz bu!
Antalya, İkoncanlar, Bikiniler
Tam Antalya’ya gidilecek zamanmış. Söylemek lazım, Rixos Sungate deli bir otel. Odanızın önünden havuza girmek süper bir lüks. Ayrıca Eda Taşpınar Rusların yanında sönük bir ikoncan. Hayatımda giymediğim kadar topuklu ayakkabılarla havuz ve deniz kenarında dolaşan kadınlar gördüm, saçlar başlar yapılı, aksesuarlar, pareolar yerli yerinde…
Bir de yanlarında aynen kendileri kadar şık giydirilmiş çocuklar… Nasıl oluyor da oluyor anlamak mümkün değil… Yanlarında bakıcı falan yok. Ama kadınlar ultra şık, çocuklar banyo yapmış, saçlar taranmış, tokalar takılmış, en şahanesinden giydirilmiş. Sanki gerçek değil de bir dergi fotoğrafı gibi gezen uzun bacaklı, sarışın ve topuklu kadınlar ve dünya güzeli çocuklar.
Bizim Türklere gelince, sayıları pek azdı. Henüz Türkler tatile çıkmamış demek. Ama hiçbirinin Rus ikoncanlarla yarışması mümkün değildi. Bir kere kimsede o kadar uzun bacak yok, oradan başlayın, gerisi geliyor. Bir de tabii her zamanki gibi bizim çocukların yemek yesin diye peşlerinde koşturuluyordu. Yok, bizimkiler dergiden fırlamış gibi değildi…
Rus ikoncanlara bakarak şunu söyleyebilirim; deniz kenarında da alabildiğine topuklu giyeceksiniz. Şifonumsu bir elbiseniz olacak. Mayo falan giymek yok, illa bikini. Tek omuzlar almış başını yürümüş. Altı başka üstü başka bikini giyen yok; o moda ya bitmiş ya Ruslar beğenmemiş. Gözlükleriniz illa kocaman olacak, kolunuza bilezik şart. Kalın bir şeyler olmasında fayda var, e tabii bikininizle de uyumlu olacak. Yüzünüzde ciddi bir ifade olacak, bu da hiç bozulmayacak. Öyle insani duygular sergilemek yok, gülmek, gülümsemek falan duruşu bozuyor. Çok dik duracak, öyle sürekli oradan oraya yürüyeceksiniz. Bir kitabınız olacak, güneş kremleriniz, şapkanız, süper bir plaj çantanız. Tamam o zaman…
Yalnız Eda Taşpınar’ı çok da es geçmemek lazım. Geçen gün televizyondaki programını izliyordum. Bir kere içten görünüyor, olduğu gibi. Bunun yanı sıra kendi, bikinilerini yapıyormuş ki çok takdire şayan bir durum. Kimsede olmayan bir şeyleri giymek iyi fikir. Mesela dericilerden yılan derisi almış; bundan bir üst yaptırmış, yanına lastik diktirmiş tamam. Süper şık görünüyordu. Bir de birkaç boxerdan bikini yapmış. Yine kestirmiş biçtirmiş, yanlarına ipler taktırmış. Takdir etmeden geçemedim. Beğendim, on puan verdim.
Tabii herhalde vakit bol kendisinde. Biz burada yaz günlerinde üç beş günlük bir kaçamak yapmak dışında pek vakit bulamıyoruz başka şeylere. Değil bikini yapmak, bikini giymek bile hayal… Evet, yazın gelmesiyle fazla kilolardan benim de şikâyetçi olduğum yıllar geldi işte. Bir doğum günü kutlamasının ardından bikini giymek için birkaç kilo vermem gerektiğini fark etmiş bulunuyorum. Eda Taşpınar’ın benzersiz bikinilerine, Rus ikoncanların topuklu ayakkabılarına ve yürüyüşlerine çok uzak bir gezengende yaşıyorum. Ya da bana öyle geliyor. Sahiden “ayrı dünyaların insanıyız” diye bir şey var.
Onların gezegeninde zannedersem hayat pek keyifli. Bikini yap, alışverişe git, güneş kremi sür. Bizim gezegende hayat pek öyle değil. Olsun, onlar yapsın, biz yazalım. Nihayetinde işimiz bu!
Etiketler:
tatil
Pazartesi, Haziran 15, 2009
AAAA hemen alayım
EDEBİYAT DÜNYASINI DERİNDEN SARSACAK BİR ROMAN!
Ele avuca sığmayan radyo programlarından, sıra dışı köşe yazılarından, muhtelif televizyon yayınlarından tanıdığımız Ayça Şen, Astronot adlı müzikal çalışmasından sonra son kitabı ile karşımızda…
Ece, yazar olabilmek için her türlü mücadeleye hazırdır: Evini, işini, her şeyini bırakır, annesinin yanına taşınır, parasız pulsuz halkın arasına karışır. Sevgilisinden yeni ayrılmış olmanın verdiği derin acı bile artık romanında kullanılacak küçük bir ayrıntıdan öteye gitmeyecek, yazar olabilmek için çektiği ıstıraplar bununla da kalmayacak, edebiyat uğruna, Vadideki Zambak, Diriliş, Büyük Umutlar ve Anna Karenina gibi, kendisinden daha düşük vizyona sahip yazarların eserlerini “okuma uğraşısı” verecektir.
Ama zorlu şartlar, gelecekte yazım dünyasını derinden sarsacak olan bu fedakâr ve kahraman kadını yıldıracak mıdır? Hayır, bin kere HAYIR!..
Sonunda Türkiye’de (aslında büyük bir rahatlıkla söyleyebiliriz ki, dünyada) saf bir bilinç ile yazılmış, okuyan herkesi derinden etkileyecek, çok “enteresan” bir “roman” yazmayı ve yayımlatmayı başarır!..
Ayça Şen’den “Bir Başyapıt”: HIRS ve CEZA
Ele avuca sığmayan radyo programlarından, sıra dışı köşe yazılarından, muhtelif televizyon yayınlarından tanıdığımız Ayça Şen, Astronot adlı müzikal çalışmasından sonra son kitabı ile karşımızda…
Ece, yazar olabilmek için her türlü mücadeleye hazırdır: Evini, işini, her şeyini bırakır, annesinin yanına taşınır, parasız pulsuz halkın arasına karışır. Sevgilisinden yeni ayrılmış olmanın verdiği derin acı bile artık romanında kullanılacak küçük bir ayrıntıdan öteye gitmeyecek, yazar olabilmek için çektiği ıstıraplar bununla da kalmayacak, edebiyat uğruna, Vadideki Zambak, Diriliş, Büyük Umutlar ve Anna Karenina gibi, kendisinden daha düşük vizyona sahip yazarların eserlerini “okuma uğraşısı” verecektir.
Ama zorlu şartlar, gelecekte yazım dünyasını derinden sarsacak olan bu fedakâr ve kahraman kadını yıldıracak mıdır? Hayır, bin kere HAYIR!..
Sonunda Türkiye’de (aslında büyük bir rahatlıkla söyleyebiliriz ki, dünyada) saf bir bilinç ile yazılmış, okuyan herkesi derinden etkileyecek, çok “enteresan” bir “roman” yazmayı ve yayımlatmayı başarır!..
Ayça Şen’den “Bir Başyapıt”: HIRS ve CEZA
Etiketler:
kitap
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


