Çarşamba, Ocak 16, 2008

giysi işleri

sıkışık bir anda yazıyorum..
bizimki giyinecek de anneannesine yemeğe gideceğiz. uzaklara değil, iki kat aşağıya. ama giyinme işi bir dert. hep öyle oldu bizimkinde. şimdi, en son yani ince külotlu çorap giyip giyemeyeceğini sordu. .bu da bir gelişme tabii, üç yaşında falanken onu da sormazdı, sadece giyip beklerdi, o giysiyle her yere gidebileceğini zannederek. kar kış demeden...

ince çorabın üzerine yalnız, bir pareo takarak geri geldi. tülden... üstüne de pembe bir kurdele bağlamış. nasıl oldum dedi bir saniye önce, derhal içeri yolladım. niye olmamış peki dedi. açıkladım; her şeyin bir yeri ve zamanı var dedim, pareo yazın deniz kenarında giyilebilen bir şey.

bunu bilmiyor mu? biliyor ama işine gelmiyor. o her şey daha farklı olsun, istediği gibi çılgınca giyinebilsin istiyor. bunu neredeyse doğduğu günden beri istiyor hem de...

mesela biz ona asla mama önlüğü taktıramadık; daha konuşamazken bile mama önlüğünü aşağılık bir giyecek türü olarak görür ve hemen sıkıntıyla boynundan çeker, atar ve ağlardı. daha sonra sadece çıkarıp atmaya ve ağlamamaya başladı, derken takmadık zaten biz de o önlüğü, lekeli lekeli bluzlarla dolaştı. leke pek umurunda değildi tabii, artık onu da umursuyor. herhangi lekeli bir şey asla giyilmiyor. sökük şeyler çok giyilmek isteniyorsa usturuplu bir şekilde kıvrılıyor falan. en iyi sevgilisi tozluklar... çorap üstünde çizgili tozluklarıyla yeme de yanında yat şeklinde görünüyor...

ben bunları yazdım, bitti. o hala giyiniyor. daha gelmedi. geldiğinde neye benzeyecek bilmiyorum. yemeğe davetli olmayı seviyor... ama en çok giyinme faslını... geçen akşam beyaz bir gömlek-yazlık, kısa ve ince-, üzerine iki yaşından kalma, dar, sıkan kot ceketini giydi.

dar şeyleri seviyorum açıklamasını yaptı bana. altında da bir kot pantolon vardı. ama önemli olan tacıydı. mavi ve tüylü bir şeydi. koluna da bir çanta takmayı ihmal etmedi. yazlık ayakkabılarını da giydi ve aşağıya öyle indi.

onun için giyinmek dünyanın en önemli işi. onun için mesai harcanması gereken bir numaralı şey bu. ama mesela saçlarının taranmamış olmasını dert etmiyor. enteresan.
hah geldi hazırım, dedi. yeşil bir asker pantolonu üzerine kadife pembe bir bluz giymiş. pek normal görünüyor.
gidelim biz...

4 yorum:

figen dedi ki...

e işin var ece! süslü kokoş bir kızın olacak .bende kışın yazlıkları giymeye bayılırdım kalın şeyler sıkıyor belkide:))

•°o İbrahim ve Ecem o°• dedi ki...

Ece seni uzun suredir takip ediyorum ama yorum birakmaka/varligimdan haberdar etmek buguneymis:)

Bunu okurken kendi cocuklugum aklima geldi, oyuncak bebekler gibi her daim goruntusune onem veren annecim beni susler giydirirdi, bense hep rahat takilmaktan yana olmusumdur, belki senin fistiginin ki daha guzel bir huy ilerdede boyle olursa, hayatta ne olursa olsun disariya temiz ve guzel gozukme istegi onemli oluyor galiba sonucta insanlar icimizden once dis gorunusumuzle taniyor... Ah o ilham ergenlik cagindan sonra benden gitti bide hayirlisiyla bana gelse:)) "Ben boyleyim" demek daha gizemli geliyor galiba...

degree dedi ki...

Sevgili Ece,

Yazını okurken hem şaşırdım hem güldüm. Sanki benim henüz iki buçuk yaşını iki ay geçmiş torunumu anlatıyorsun.....

Demek ki kız çocuklar hep böyle imiş. Benim oğlum olduğu için, kızların küçüklüklerini bilmiyorum tabii.

Ama benim gelinim gibi senin de işin zor. Zaten doğa bu sevgiyi vermese, kolay kolay dayanılmaz. Ama öyle tatlı oluyorlarki, insan yaptığı yaramazlıklara kızamıyor bile. "Babaanneeee ben geldimmm" diye, zile yetişemediği için kapıda bir bağışı var ki, eşimin sanki yağları eriyor:)))

Hepimizinkini Allah bağışlasın.

Sevgiler.

Umar dedi ki...

Merhaba,benimde okurken aklıma Murathan muganın ''yüksek topuklar''ı aklıma geldi.Ayrıntıların kişilik üzerinde etkisi çok büyük.Deneme yanılma yöntemiyle nasılsa doğruyu buluyorlar.

umar'ın hobi dünyası
umarturkoglu.com