Çarşamba, Şubat 07, 2007

sobelenmek

binnur "sobe" demiş. hakkımda beş bilinmeyen mi? mmm, ne desem. beş madde yazsam, daha önce hiç bahsetmediğim?
* on yaşında falandım. pazar sabahları erkenden kalkar "pazar sineması"nı izlerdim, hani aile filmleri olurdu, anımsarsınız. bu filmlerden birinde bir "ronchie" vardı. otistikti ronchie. küçücük bir çocuktu. mutfakta tabak çevirerek saatlerini harcıyordu. derken bir psikolog yardımıyla hayata karışıverdi. o psikolog gözümde o an ilahlaştı. evet, büyüyünce dedektif falan olmayacaktım. büyüyünce ben kesinlikle psikolog olacaktım. o gün o filmi izlemesem psikoloji okur muydum bilmiyorum... bu bir.

* yine aynı yıllarda her cumartesi babamın bürosuna giderdim. sonra bir ara babamla dışarı çıkar, şekercioğlu'ndan özellikle can yayınları'ndan olmak üzere bir çocuk kitabı alır, büroya geri dönerdik. babamın işleri bitene kadar okurdum kitaplarımı, bitirirdim. o günlerde babam beni böylesine kitaba alıştırmasa, daha sonraları da daha büyük insan kitapları almasa bana, şimdi bu kadar okuyup yazar mıydım, bilmiyorum... bu iki.

* pek isterdim gözlerim bozulsun da gözlük takayım. hep televizyona yaklaşır, hatta içine girerdim. sırf bu yüzden gözlerim bozulmuş olabilir mi merak ederim. eğer öyleyse, çok hata etmişim. şimdi nefret ediyorum gözlük takmaktan... bu üç.

* çok zayıftım bir de. öyle böyle değil. safinaz dediler, cebine taş koy, uçarsın dediler, sana yemek vermiyor mu ailen dediler. dediler de dediler. nasıl üzülürdüm bilseniz. sınıfın en uzunu ve en zayıfı olmak çocukken pek zordu. ortalık zayıf ve uzun mankenlerle kaynamıyordu. dolayısıyla pek makbul değildi görünüşüm. bu açıdan mutsuz bir çocukluktu benimkisi. her şeyim iyi hoştu da, cebimde kayısılarla dolaşmak felaketti.... bu dört.

* önceki maddeyle bağlantılı olacak ama, köfteleri mesela, kimse görmeden yere atardım ben. annem mutfaktan çıktıysa, yardımcı teyzenin tabağına koyardım tabağımdakileri. okulda diyelim kıymalı patates var, peçeteye sarardım patatesleri. cebime koyar, akşam eve gidince atardım. mimlenmiştim çünkü okulda yemek yemiyor diye, bu yüzden tepsileri toplayan ağabeyler beni "olmamış, bitir öyle gel" diyerek masama geri gönderirlerdi. bu yüzden ben de işte cebime koyardım... bu beş.

ben de en can arkadaşım, yirmi küsur yıllık arkadaşım, yukarıda yazdıklarımı ezberden bilen tanya'mı ve figen'i sobeledim. anlatsınlar bakalım kendileri hakkında bilinmeyen beş şeyi.

4 yorum:

Sebnem dedi ki...

merhaba ece...bilirim bende zayıf olmanın zorluğunu..setbaşı köprüsünden geçerken az tutunmadım demirlere uçmamak için..hatta bir kere uçmuştum..o da ayrı bir komedidir..zevkle okuyorum ayrıca seniii.:))sevgiler

ece arar dedi ki...

a figen sobelenmiş bu konuda zaten. hatta okumuştum, bir maddedede çok gülmüştüm. neyse, yaşlanıyoruz herhalde...
şebnem, nasıl uçtun köprüden? inanamıyorum...

Tanya's dedi ki...

Ececim..televizyonun içine girme çalışmalarının sonucunu almıştım ama...ya o köfteler hep mi atılır çaktırmadan masa altına? Elvin'de atıyor mu?

figen dedi ki...

ececim o filmi bende çok net hatırlarım acayip etkilenmiştim ama meslek konusunda olamadı.benimse hiç yemek konusunda iştahsızlığım olmadı aksine insanlar tipime bakıp o kadar şeyi nasıl yediğimi ve yaktığımı düşünürdü.şimdiyse her yediğim kalıyor..evet sobelenmiştim ama yakında yeniden yazıcam 5 madde daha.