Salı, Ağustos 22, 2006

okumadığım kitaplar

almak istedim evet, hem Ayça Şen'den Saatçi Bayırı'nı, hem de Arzu Çağlan'dan Seksi Şey'i. Ama ikisine de bir türlü elim gitmedi. Ayça Şen'i en başından beri takipteyim, radyo programlarını, nereye transfer olduğunu bilirim, yazılarını, röportajlarını okurum, merak ederim hep onu, arada bir ekşisözlük'te onun hakkında yazılanları da okurum, bilirim onu, hadi bilmeye çalışırım diyelim.

en son bir röportaj da yaptım onunla anneyiz biz dergisi için, şimdi anneyiz biz'i tıkladığınızda o röportaj imzasız olarak karşınıza çıkıyor. Buna içerleyen kadinyazar@yahoogroups.com'dan bir arkadaşım siteye bir e-posta atıyor, "emeğe saygısızlık değil mi bu ama?" diyor, üstelik röportajın sonunda telif hakları vesaire diyen, izinsiz kullanmayın diyen bir de ibare var.

yani bu işleri önemsiyor gibi görünseler de oraya benim adımı koymuyorlar, arkadaşıma da yanıt olarak "biz kimsenin adını koymuyoruz" diyorlar. güler misin, ağlar mısın? o röportajı basılı anneyiz biz dergisi için yapmıştım, onlar da siteye koydular sonra, ne isterlerse yapabilirler tabii, isterlerse uçaktan flyer olarak dağıtsınlar, yazı artık onların, karışamam ama yani bir röportaj iki taraflı bir şeydir, biri soru sormaktadır, karşısındaki de yanıtlamakta. röportajı okuyan sorular sorulan kişi kadar soranı da merak etmez mi be kardeşim? neyse, ne diyeyim, tuhaf zamanlar...

peki niye okumuyorum ben bu kitabı? ismi yüzünden... saatçi bayırı beni resmen irrite ediyor. saatçi kısmı değil, bayır kısmı. bayır bana dar sokakları anımsatıyor, o dar sokaklardak,i iki tarafında iki güğüm taşıyan zavallı yorgun eşekleri. işte SIRF bu yüzden okuyamıyorum kitabı.

Arzu Çağlan'ın Seksi Şey'e gelince. Onu da bir radyocu ne yazmış mantığıyla merak ediyorum. on yıl radyoculuğun HER kademesinde bulundum ben, dolayısıyla radyocuları biraz olsun hala takipteyim, Arzu Çağlan'ın ne radyocu kimliği, ne çaldıkları benim tarzım olmasa da, yıllardır istikrarlı bir şekilde işini sürdürmesini, programını devam ettirmesini seviyorum, bu yüzden işte alıp okuyacaktım romanını. internetten ısmarlasam kitabın arkasına bile bakmayacaktım ama bir kitapçıda gördüm kitabı ve arkasını okuyuverdim;
"Küçük şehirden intihar etmek için kalkıp denizli şehre gelen güzeller güzeli Vişne... Dünyayı Vişne'ye dar eden kötü kalpli Sieke Halası ve Kodummm Abisi...
Şımarık aşk böceği RAhat Abla ve evli sevgileri…
Evde kalmış, taş kalpli sosyetik terzi Madam…
Sosyeteyi uzaktan kumanda eden gizemli büyücü falcı Ketum…
Belgesel kameramanı olmayı kafaya takmış tiki gençliğin temsilcisi Zincir…
Kafayı kedilerle bozmuş bir Kedi Rahibi…
Seks, Uyuşturucu, Tecavüz, töre cinayetleri, cinci hocalar, satanist ayinler, muskalar ve tılsımlar, botoks, detoks, mafya, televole, assolistler, şarkıcılar, türkücüler…
Kısacası Seksi Şey, Best Fm’in İnleyen Nağmeleri Arzu Çağlayan’ın kaleminden çıkma baş döndürücü bir şehir hikâyesi…"

Ay dedim bu ne, kodum abla, ketum, aşk böceği!!! İmkan yok, okuyamam. Bunlar benim tarzım işler değil, belki Çağlan'ın dinleyicileri beğenir, bilemem...

5 yorum:

isil cetin dedi ki...

şimdi bana röportajını dergide okuduğum günü hatırlattın. yazıda çerçeve içinde yer alan bölümlerin de röportajda konuşulanlar olduğunu sanmış ve "allah allah ne kadar değişik tonları olan bir röportaj olmuş" diye düşünmüştüm (kafa dağınıklığından mı, ayça şen'in yazılarını takip eden biri olmadığımdan mı bilemiyorum). yani biraz kuşkulanıyordum ortada anlamadığım birşeyler olduğundan ama bir süre durum böyle devam etmişti :)

sitede senin arşivini göremeyince üzülmüştüm ama oradaki -bloglardan bahseden- son yazın sayesinde buradayım, 'okuma' bir şekilde devam ediyor: 'okumadığım kitaplar' başlığına gülerek!

Banu dedi ki...

Ben de seni internette aradığımda anneyiz.biz sayfasında bulmuştum daha önce. Bu yüzden tekrar okumak için aynı sayfaya gittim, bu sefer değil yazılarını görmek, izine bile rastlamadım. Daha önce de yazdığım gibi google'dan bu sayfayı buldum, böylesi çok daha iyi olmuş, boşver.

yasemin dedi ki...

saatçi bayırı'nı çıktığı hafta aldım, hemen başladım, okuyamadım. bir kez daha deniycem ama bana biraz savruk, özensizce yazılmış gibi geldi. konusu ilgimi çekti ama takıldığım cümleler oldu o yüzden devam edemedim.
arzu çağlan'ın daha önce yazılarının derlendiği bir kitabı okumuştum, eğlenceliydi. neydi adı, gidip bakmaya üşeniyorum. hatırladım: inleyen nağmeler. okumadıysan ve istersen sana göndereyim. bana mail at. sevgiler.

ece arar dedi ki...

ışıl, okumadığım kitaplar hakkında yazmayı sürdürmek istiyorum, belki öyle bir blog açmalıyım :)banu, bütün yazılarımın silinmesini ben istedim, öyle de yaptılar, blog daha özgür değil mi? yasemin, inleyen nağmeler çağlan'ın program adı aynı zamanda, evet, onu da okumadım, seksi şe^y'i okusaydım, belki sonradan geriye dönük olarak onu da okumak isteyebilirdim ama şimdi bilemiyorum, yani gönderdiğin zahmete değmez diye. ben yine gelirim, cem bize yine izin verir, yine konuşuruz kitapları, ben de o sırada kaşla göz arasında kaparım senin kitaplardan üç beş ya da sen cem'i kapıp atlarsın bir deniz otobüsüne, biliyorsun, bekliyorum sahiden cidden.

SİYAH İNCİ dedi ki...

Okuyacak o kadar çok kitap varken
öyle özensiz ya da basit kitaplarla vakit kaybetmek anlamsız bence de, sevgiler