Pazar, Temmuz 30, 2006

büyümüş de...

  annesiyle babasının evlilik yıldönümünde fotoğraf çekiyor... Posted by Picasa

Cuma, Temmuz 28, 2006

çilekli çorba

 
bizimki bugün de çilekli çorba içmiş okulda; yandaki de "faaliyet"i. Posted by Picasa

Perşembe, Temmuz 27, 2006

ada sahilleri


ne yapsam ne etsem karşıma ada temalı şeyler çıkıyor, bir mail geliyor, bir pps (maalesef) ada konseptli, yorum yazan birinin bloguna bakıyorum, bir ada şiiri. ve evet lost sürüyor, bitmek üzere ama... izlemeyenlere nevaria.com'dan gayet ucuza iki sezonu alabileceklerini anımsatmak isterim.

bizim kız okuldan gelişte kimi zaman okulda ne yaptıklarını S.A.H.İ.D.E.N anlatıyor, kimi zaman da sahiden uyduruyor. Bugün mesela...

bugün bana okulda çilekli çorba içtiğini söyledi. Bir kere hayatta çilekli çorba diye bir şey yok, üstelik benim kızım hayatta en çok çorbadan nefret eder. Bir de efendim, minibüse atlayıp! lokantaya gitmişler, lokantada "nugget" yiyip geri dönmüşler... daha neler... çok eğlenceli...

Çarşamba, Temmuz 26, 2006

küçük şeyler



yasemin küçük şeylerin fotoğrafını çektiğini söylüyordu, düşündüm. benim için değerli olan bir iki eşyayı ben de ölümsüzleştirdim böylece. şu fincan ki pek çok şey paylaştı benimle. leeds'ten almıştım, bir sığınak, bir battaniye, bir kaçıştı benim için. early grey'den kahveye, koladan suya her şey konuldu içine.

okuldan dönüşte bıkkın bir halde gelip fincanıma sıcak bir şey koyup yanına da çikolatalı kurabiye alıp hemen odama çıkar, kaldığım yerden derslere devam ederdim. o fincan o sıkıntılı evde bana ait olan bir şeydi, kimsenin değildi, ne nijeryalıların, ne singapurlunun, ne italyanın, ne faslının... sadece benim. yıllar boyu kullanmadım ama artık zamanı geldi. yanındaki minik kuş nişantaşı'ndan. kızıma bir istanbul hediyesi.

bizimki bugün okuldan bir "faaliyet" yaparak geldi, ufacık çocuklardan bu sözcüğü duymak hep tuhafıma gitse de, çocukların günlük hayatta kullanmadıkları bu sözcüğü tam da okulda -sadece okulda- önemli bir şey yaptıklarında kullanmalarını seviyorum. faaliyetin fotoğrafını çekerim...

lost devam... ikinci sezondan da on bölüm devirdim, bir ekşi sözlük yazarının dediği gibi kendimi yakında filmdeki adada bulursam, yani görürsem kendimi orada şaşmayacağım; hem dizi hiçbir şeye şaşmamanıza neden oluyor, hem de bu kadar izleyince aynen böyle hissediyorsunuz...

dijital zımbırtılar 38 dereceyi gösteriyor ama ev serin. evde olmak güzel, ev iyi bir şey, insanın evini sevmesi daha iyi bir şey.

bir kitap buldum kitaplığımda, 89'da almışım, okudum mu anımsamıyorum, adı Kıskançlık. Konu önemli değil de, yazarı şunu demiş bir yerde; "Kıskançlık romanım kesinlikle özyaşamöyküseldir. O evde yaşadım ben. O evden fotoğraflarım var. Romandaki üç karakterden biriydim. İşin garip tarafı, bu, eleştirmenler tarafından yazarı olmayan bir roman olarak algılandı, soyutun soyutu bir roman." Enteresan değil mi? Okumak için sabırsızlanıyorum.

ve bugünkü akşam yazısı (yazıdaki "falan"lar geçen haftaydı....)

Salı, Temmuz 25, 2006

beş kilometre öteden...

tam ben bunları yazarken yeni çıkmaya başlamış bir okul öncesi eğitim dergisi onlar için yazmamı istedi, hevesle "yazarım" dedim, benim bu her şeye ve her yere yazma telaşım ne olacak acaba... o ilk gün gittiğimde gayet neşeli bir şekilde oynuyordu elvin, ertesi gün ve işte o güne kadar geçen bütün bu günlerde rutinimizi bozmayarak dokuzda uyandık, ona kadar kahvaltı, sonra onun çayla çizgi film keyfi, on bir gibi okul. daha farklısını şimdilik düşünemiyorum, sabahın köründe işe yetişmek gibi bir derdim olmadığından, kızımı da sekiz- dokuz gibi okula bırakmaya niyetim pek yok, gerek de yok. işe gider gibi anaokuluna gitmek gerekmiyor çünkü.

here defasında "gitmeyelim" dese de, okula gelince yelkenleri indiriyor, öğretmenini sevdi, onu görünce akan sular duruyor, ben de birkaç saat yokolup onu almaya gidiyorum sonra. dört saat maksimum okulda kalış süresi. birçok okul var ki "çocuk kendi yemeğini yiyecek" diyor haklı olarak ama haksız olarak da yemeyenle uğraşmıyor, burada böyle değil, okullar küçüldükçe daha insani tavırlar bulabiliyorsunuz, burada da henüz öğretmeni yediriyor yemeğini çünkü yemekhaneye daha ısınmış değil, orada diğer çocuklarla yanyana oturmak ve bir düzenin parçası olmak fikri bizimkini hala pek korkutuyor, tabii buna da alışacak. ama durumu iyi, bana okul sonrası neler yaptıklarını anlatıyor, yaprak topladık, gül topladık, vazolara koyduk, kaydıraktan kaydık vesaire... birilerinin benim yerime kızıma yaprak toplatıyor olmasını seviyorum, benim şu ana dek yüklendiğim eğitsel görevlerin alasının yerine getiriliyor olmasını seviyorum.

okul 1-5 ağustos arası tatil, sonra yeniden başlayacağız, bu "gitmeyeceğim"ler sona erecek bir gün, vicdan azabı falan çektğimi söyleyemem kızım böyle dedikçe, çünkü almaya gittiğimde de "daha oynamam lazım" diyor...

okul işiyle ilgili naçizane fikirlerim var, birincisi psikoloji mezunuyum ve çocuk psikolojisiyle ilgili yüzlerce ders aldım, ikincisi bir anaokulunda psikolojik danışman olarak çalıştım, üçüncüsü işim gereği çocuklarla ilgili yazılmış ve çocuklar için yazılmış yüzlerce kitabı şu son iki üç yılda okudum ve sonuncusu; elvin dört yaşını yeni bitirse de bundan önce iki okul deneyimi oldu, okulları karşılaştırabilme yeteneğine artık sahibim ve biliyorum ki, kızımı mutlu edecek okulu artık beş kilometre öteden tanırım...

not. bloggarage sale'deki bazı kitaplar satıldı, bazıları duruyor, aşağı doğru kayıp kalanlara bakabilirsiniz. yeni kitaplar ilave edeceğim yakında.