last chance harvey- dustin hoffmann ile emma thompson. güzel film, şimdi izledim...
insanın içini açan, içini acıtan şeyler var. hayat gibi, gerçek gibi.
gelelim blog işine...
bu blog bir kez daha hatırlatmak isterim; edebi kaygılarla yazılmıyor. edebiyatçılar da insan nihayetinde ve evet, edebiyatçıların edebiyat dışında hayatları var.
ihtisaslaşmış bloglara özel bir hayranlığım var ama oradan buradan yazan bloggerların bloglarını da seviyorum. bu blog da öyle. minik bir iç dökme. hayatın kendisi değil, olamaz. birkaç paylaşmak istediğim şey için bu blog diyelim...
bu konuyla bağlantılı olarak bir iki şey daha söylemek isterim; blog benim kişisel bilgilerimi ortaya döküp saçtığım mecram da değil. böyle bir mecraya sahip olmak istemem. yalnızca kimi zaman hayatın küçük hoşluklarını paylaşmak isterim. niyetim bu blogda bu.
ve evet, şimdi de yukarıdaki konuyla bağlantılı olarak son olarak şunu söyleyeyim; adsız bütün yorumlara itirazım var. bu blogda adını yazmayan kişilerin yorumlarını görmek istemiyorum. bununla birlikte blog benimse eğer, böyle bir karar verebilme yetisinde de olduğumu düşünüyorum.
ben bu blogu birileri benimle "didişsin" diye yazmıyorum. ama birileri a bravo, şahane desin diye de yazmıyorum. "iyi yorum bırakılsın, kötü bir şey istemem" de demiyorum, yanlış anlaşılmasın.
sadece hayat kısayken birilerine cevap yazmak, sonra onun bana bir şey yazması, derken yanlış anlaşıldığımı düşünüp tekrar bir şey yazmak istemiyorum.
ben 38 yaşındayım... yirmilerimde hırçın, kimi zaman öfkeli bir insandım. kalp kırabilirdim. otuzlarımın başında sakin olmayı öğrendim, kalp kırmamayı, herkesle iyi geçinmeyi, dert etmemeyi, dert vermemeyi, yanlış anlaşılmaları engellemek için elimden geleni yapmayı öğrendim.
bu yüzdendir ki hırçın hiçbir şeye, hele tanımadığım insanlardan gelen yorumlara ihtiyacım yok.
budur..
