Çarşamba, Ekim 08, 2008

zilsiz zarife'nin sabah falı



kahvaltıda annemlerdeydim; orada bir kahve.evime gelince bir kahve daha... bu zilsizzarife'nin kahvesinin falı:)

isminin içinde t,z, c harfleri olan kemikli burunlu biri var! bu kişinin elinde sihirli değnek gibi bir şey mevcut. bir dileğini gerçekleştiriyor diyelim; büyük bir şeye kavuşmana sebep olacak bir kişi bu...

iki kişilik kısacık bir tatil; o tatilde de aşk veyahut aşkı tazeleme var:) o aşk'la ilgili duyacağın güzel, sevimli sözler de var. bu küçük tatilin yanı sıra arabayla uzun bir yolculuk; isminde c harfi olan biriyle bir ortaklık, senin canını sıkan birinden kurtuluş, bir ev çatısı altında biriyle sarmaş dolaş olma hali de var:)

bütün görebildiğim ve bittabi uydurabildiğim budur. kahve falından vallahi de anlamam; haberiniz olsun... ama bakalım zilsizzarife'yi hiiiç tanımadığıma göre, bu bu fal ile ilgili neler söyleyecek değil mi ama?



bu arada iki gün evden çıkmayarak; two and a half men ikinci sezonu tamamen izledim. 16. bölüme geldim. iş falan yapmıyorum. hani olur ya, kimseyle konuşmak bile istemezsiniz, öyle bir iki gün geçirdim. two and a half men de bana eşlik etti. artık bugün sokağa çıkabilirim ve hatta artık yazmam da lazım... hımm, hadi bakalım...

Salı, Ekim 07, 2008

kahve falı


ben aslında kahve falından anlamam... ben aslında birçok şeyden pek anlamam... ama niyeyse fal bakabilirim gibi gelir arkadaşlarıma...


sormadan kapatırlar fincanları. ben de bakarım. birçok denizatı görürüm, melekler, atlar ve mallar ve mülkler ve aşklar... herkes sevinir.

belki bu yüzden hemen kapatırlar fincanlarını. bilemiyorum...

Pazar, Ekim 05, 2008

bu da gülben+ece

refakatçi


elvin banyoda... ben refakatçi olarak yanındayım. gülben'in aldığı bir banyo oyuncağı ile meşgul. bir kedi hastalığı var elvin'de bilen bilir. ama miyavlayanları tabii, biraz sinir bozucu olabiliyor. nitekim bu kedi de miyavlıyor ve şu ana dek miyavlaması bini buldu denebilir... hangi zor şartlar altında bu pos'u yazdığımı anlayın diye yazdım bu bilgiyi. kedi üstelik ışıklı ve yüzebiliyor... hımmm, bu kadar kedi muhabbeti yeter, alaçatı nasıldı derseniz... alaçatı eylülde daha güzelmiş. insana aslında bir hırka ve bir ceket yetermiş. sonra kitap okumak şartmış. gülben 500 sayfalık bir resmigeçit'i biteribilecekkken ece okumuyor diye kitabın sonuna gelmiş ama bitirememiş. niye ece okumuyor diye okumamış? aslında kesinlikle kitaba devam etmek istiyormuş ama oturduğumuz yerlerde (15 Eylül Kıraathanesi Buğra'nın, Köşe Kahve ve Orta Kahve) küs insanlar gibi bir gmrüntü vermek istemiyormuş, biri hani ötekiyle kesinkez konuşmak istemiyordur ve gazetesine gömülmüştür, anımsayın öyle insanları...

neyse. biz sözünü ettiğim üç yerdeydik hep işte.... topu topu araları üçer metre. sabah uyanıp nefis Cadde 75 kahvaltımıza gömülüp ardından gazetelere verdik kendimizi. Birkaç saat durduk öyle hep. derken hareketlenme vakit diyerek de o üç yere attık kendimizi işte. makarna, şarap, bira. bayramlık giysileriyle geçenleri izleme, "o kıyafetle o ayakkabı olmuş mu be kadın?" deme mesela... sonra "bunlar kesin kavgalı" gibi yorumda bulunma kimi çiftler için. öyle kendi kendimize eğlenmece...

sonra ben "nerdesin"lere devam ettim bir müddet bütün o oturmalar boyunca. yirmi küsur oldu galiba. gülben de fırsattan istifade resmigeçit'e gömüldü. ben aşk cumhuriyeti diye bir kitap okuyordum, sevmiştim ama ııh, alaçatı benim kitap okumama karşı, bunu anladım. iki seferde de normalde beş günde okuyacağım kitabın onda birini anca okumuşumdur.

bir de şifne'ye gidişimiz var. bir yerden duymuşuz, gidelim dedik. kaybolduk ama... hava bir güneş açtı, bir kapadı, şifne de bizi fena sıktı. birkaç saatimizi şifne yolunda harcadık, teoman dinledik ama bol bol. iyi geldi...

otelde de şömine başı keyfi yaptık. yılın ilk şöminesi bizim için yakıldı. ısındık, ısındık ve otelimizi bir daha sevdik.
hatta dedik yeni yılda da gelelim...

öyle seviyoruz orayı. alaçatı'dan çok galiba oteli seviyoruz biz...